Bu, herkesin
mutlak bir zaman diliminde ya da halen sahip olduğudur. Hay amk, ne diyeceğimi
bile unuttum.
Etkisi böyle bir şeydir işte. Görmeniz gerekmez illa ki, O’nun
varlığından bir alamet, nefes düzeninizi değiştirebilir. Vardır amk, vardır oralarda bir yerlerde.
Şimdi, bilenler bilir, bu abazalık denen şey ferman dinlemez. Üstelik, biliriz
ki, insanı üç şey yönetir; akıl, hormon ve duygu. Açıklamaya gerek yok, ne işe
yaramadığı bellidir bunların. Bu işe yaramazlar işte. Abazalığınızın bile çözümüdür, malumun orada
olduğunu bile unutursunuz. İlk defa belinizin üstü bir yerle düşünürsünüz de
ondan. Hormon mormon (bkz: mormon) hikayedir. Akıl desen, her şey zıttı ile
bilinir kaidesinden zaten iptal olmuştur. Bir de bu daabbeler, olup olmadık
yerde çıkar karşınıza. Mesela, önemli bir sınavınızdan önce ya da dikkat
isteyen bir iş yapmadan önce. Güzel bir yemek sipariş etmeden önce de olabilir,
cool bir tişört seçerken de. Eros’un kıyakları işte.
Oralarda bir
yerde dururlar. Artık ya karanlık gecelerinizde bir yudumluk ışık için,
ispanyollar’ın ‘’luz’’ dedikleri, ya da geceleri daha da karanlık hale getirmek
için.
Ne bileyim,
bir dönüp bakmazlar işte sana doğru, gül cemallerini yediklerim. Gerçi baksa
heyecandan kendinizi sikersiniz o da ayrı tabii.
Niye var
olduklarına dair net bir bilgi yok, hep puslu, blur, flu. Ama aşkı yaratan, her neye tapıyorsanız işte,
(ateler de dahil ) bunu, yeryüzünde bir
insanın aslında hiçbir şey yapmadan tüm hayatınızı mahvedebileceğini göstermek için yaratmış olabilir. Dedim ya, hep puslu, hep tanrısal sanki. Aşk
ne la? Deme sakın, öyle kolay olmuyor o işler. Sana denk gelmemiştir ya da sen
denk getirememişsindir. Otur buna ağla. Olum o değer verdiğin şeyleri, yanında
aşık olmadığın, sevmediğin biri varken götüne mi sokacaksın? Affetme beni,
çünkü aynen bunu yüzüne de söylerim. Bu kafaların hepsine de söylerim. Düşün;
tus’u kazanmışsın ama buna seninle beraber sevinecek, şöyle böyle yaparız
diyecek, karşı cinsten, kan bağının olmadığı kimse yok.
İçi; su, kan ve kemik
dolu bir et parçası olan sen, yine içi su, kan ve kemik dolu bir başka et
parçasını ikna edememişsin. Korkmuşsun ondan. Çünkü seni yer değil mi? Keşke bi
yolu olsa da bir yerde haberi olsa senden değil mi? Değil amk, sen bu kafayla
giderken, azıcık medeni cesareti olan birisi alcak onu. Gerçek bu, onu başkası
alacak. Başkaları cehennemdir diyen Sarter, başka ne tür bir an için söylemiş olabilir ki zaten bu sözü?
Şimdi burada
bahsettiğim başeri aşk biraz daha. Ancak ileride, boşluk bulduğum bir zamanda
yani, ilahi olanını da, sadece maşuklu olanını değil, aşıklı olanını da
yazacağım. Buradaki ilk yazımda neden böyle oldu derseniz; küfürlü olsun ki,
samimi olsun. Zaten ileride beni tanıyınca anlayacaksınız nasıl bir adam
olduğumu. Açılışın neden bu konudan olduğunu soracak olursanız da; yaratıcı ilk
olarak aşk’ı yarattı ve o zaman sadece tek taraflı olduğundan, evrenin eski
duygusundan başlayayım dedim.
Aşkla kalmayın.
Bir bok olmuyor, kodumun asosyalleri sizi.