15 Aralık 2013 Pazar

karmaşık yazılar 5 (salvador dali)

Kocamandı, elinin ayasını zor dolduruyordu ellerim. 

Kış gecesi karanlığı yüzü vardı, apaçık teni. Kemerli saçları vardı, fındık bir çenesi, bade burnu. Kıvırcıktı, halbuki hiç sevmem kıvırcığı ama işte insan en sevmediği yönlerden başlıyor sevmeye bir kadını, kadının sevmediği değil. Sevdiğinden de değil. Sevdiği içinde de değil. Farklıydı yani işte söylemeye çalıştığım. Kader Mecnun ediyor, Leyla bahane. İçki değil, meşk şahane. Aklında kalan bir çift göz. Sonrası Erasmus dan salvo atan da(e)liye övgü.

eskilerden.

karmaşık yazılar 4 (kızılçam ağaçları)

kızıllarını çıkarmış bir kadın gibi batıyor burada güneş. sevemedim. hata benim, günah benim, suç benim kadın. çok farklı sandım ben herkesi, her şeyi. öyledirler belki, yaşım küçük daha benim. Ne yani şimdi durup dururken, hiçbir şey yapmazken yani biz, kötüye mi gidecek her şey? kar mı yağdıracaksın güneşin kızıllığını kaybettiği her yere? uzun uzun anlatmak var içimde ama konuşamıyorum işte. sana yazdığım her kağıt parçası ile servileri, kızılçam ağaçlarını zor durumda bırakıyorum sanki.

ağlayamıyor, anlayamıyorum.

anlatamadım değil mi yine? bitmedi ki anlatayım. işte temel problem bu, bitmiyorum, bazen öyle bir el geliyor ki bitemiyor, bitmiyorum. masadan kalkıp birilerinin elini tutamıyorum, kağıtlara dokunuyorum. en ilkel oyunu bile beceremiyorum, görenler kumarbaz sanıyor ama ben kağıtları kesemiyorum. mintanını giymiş bit kadın gibi çıkıyor burada ay, geceler içinde gündüzleri arıyorum.


Eskilerden.

karmaşık yazılar 3 (zor)

''Söylesinize, kimin en sevdiğisiniz?''(e.s)

Sorulunca insanın dudağını büktüren birkaç soru kalmıştı, nereden buldunuz ki siz bunu şimdi? Ben de amelie'nin (le fabuleux destin d'amelie poulain) gelinciği değilim ben kimsenin'i hatırladım şimdi ha. Ellerin bu kadar güzelken, sen neden bu kadar üzülüyorsun ki? Söyle hadi söyle, çekinme benden. Bendenizim sana. Konuşmak istiyorum sadece seninle ben. Evet, bu; seninle ben.


Eskilerden.

karmaşık yazılar 2 (dokunabilmek)

Dokunmaktan bahsediyorum burada. Buraya, evet tam olarak; dirseğim ile pazularımın birleştiği, tatlısu ile tuzlusuyun birleştiği, fakat birbirlerine karışmadığı yere. İlk ressam-insanın mağaralara çizmek zorundalığını hissettiren; elindeki ilkel kalemvari varlık ile mağarasının duvarına şekilleri sonsuza kadar kaydedip saklayarak, onları tanrısal bir güç ile tutsak alma fikrinin gelip çattığı andaki dokunma hissiyatı. Elini yakan fakat ağzında kolayca dayanabileceğin sıcaklık veren bir his. Oysa çok masumane bir fikirdir bu, dokunabilmek. İnsan inandığı her ne ise ona dokunabilir mi? Sen inandığın yaratıcıya dokunabiliyor musun? Görmeden inandık, dokunmadan tapabiliriz. Evet, varlığımızdan haberi bile olmadan bir kadını da sevebiliriz. Çok acımasızcadır fakat yapabileceğin en son şeydir yazmak; ona yazmak(!), zarf atmak, açıklamak, bahsetmek, başlamak ve bitirmek. Neden sevgi ile ilgili her şey edebiyat (yazı yazmak) ile ilgili ki? Bence onlara dokunamadığım için, çünkü biliyorum ki; üzerinde elini gezdirmek dokunmak değildir. Yazıların bağırdığını gördüğümden beri yazara ve elinde kalem olan her şeye saygılıyım. Şimdi sen burada yazarın aklından geçen tamamen aşktır desen, yanılırsın. Çünkü burada bahsettiğim şey; gecenin bir vakti aklımdan geçen, aslında geçemeyen sıkışıp kalmış bir fikir bu, yalnızlık gibi görünüp fakat benim metabolizmama (insan- humanbeing) sahip bir varlığın eksikliğini hissettiren, dokunamamanın vücutta yarattığı etkiye verilen o kimyasal tepkidir. Aslında fonda çalan şarkı öyle bir dokunur ki; yediğin yumruk değil, midene bir kelebek istilasıdır, evet dostum dokunmak aslında gözle de, kulakla da olur, sadece nasıl hissetirdiğini bilmelisin.


Eskilerden.

karmaşık yazılar 1 (hiçbir şeyden bahsedememek)

Uzun anlatacağım bu sefer. Bitmeyecek gibi geliyor. Sıkıntım yok, sadece herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda aniden ''neredeyim ben lan?'' durumu bu. ve burada imla kurallarınıza da uymayacağım. Karmaşık olan şu; sahiplik durumu. Bahsedeceğim şeyler hormonların, insanın konuşmasına (kastedilen yazmak) olan etkisinden değil. Belki de öyledir. Aslında hep öyledir. Aslında, asıl diye bir şey deyoktur. Hep'in olmadığı gibi. Şimdi burada Hep'e bir anlam yüklemişim gibi görünüyor değil mi? evet yükledim. Onu zaten cepteymiş gibi gördüğümden mi? evet ondan. Asıl'dan (bak şimdi asıl'a da yüklüyorum) söz ederken, hep; sanki hep benimleymiş de sanki sizin haberiniz yokmuş gibi söyledim. Peki neden? çünkü hep bana ait. benim olan. benimle olan. yabancı dille düşünüyorum bu yazıyı, yazarken, yabancı dil ile düşünmek; mantıklı düşünmenizi sağlar. gülme boşuna işte ondan kem küm ediyorum(z). bunu biliyor musunuz? hayır. peki okuyacak mısınız bu yazıyı? hayır. buraya kadar çoktan demişsinizdir zaten, yazar burada ne demeye kotarıyor diye. Neyse konu bu değil. Konu, bunu gerçekten yapıyor oluşunuz. ciddi ciddi hem de. Bu yazıyı 5.yüzyılda yazacak olsaydım, yazamayacak mıydım şimdi ben, neden? çünkü ingilizce yoktu o zamanlar, en azından bence öyle. neyse konu bu da değil. konu; bitmek bilmeyen sahip olma isteğiniz. senin bunu beğenmiyor oluşun, bu yazının kötü olduğu anlamına gelmez. manyak mısınız, dalga geçiyorum lan. sana demedim, kelimelerle konuşuyorum, aslında anlamsız sesler ve çizgilerle. konu tam olarak bu işte. konu, vazgeçtim söylemeyeceğim, cinslik değil mi?

eskilerden.