insanlarla iç içe olmak, kendini gözlemlemeye götürür.
bilirsiniz, yaşamayı devam ettirmek için bile en az bir kişiye ihtiyaç duyarsınız. Tanrı'nın, biz Allah diyoruz, insanı dünyaya gönderirken iki tane göndermesinin sebebi budur hatta. başka bir şeyle devam ettirileceğini herkes bilir, sen de dahil. bu şeyi de insan yaparsak yani motion, emotion sokarsak bu duruma, farklı bir idea sokarsak - platon da böyle demişti hatta - kontrol edememeye başlarsınız durumu. onu dinlemeye başlarsınız, etkilenirsiniz. ki aşk dediğimiz olgu da etkilenmekten çıkar, hormonları saymazsak ya da mitolojileri bir tarafa atarsak, etkinin önemini anlayabilirsiniz. peki, bunda kendini gözlem nerede?
kendine ait bir fikri olan bir canlı, sizi ipe bile götürür ya da cellada. bana sorarsanız, gözlem burada başlar. size verdikleri sizi belirliyorsa karşıdaki canlının, siz artık kendinize dönmeye - kendinize bakmaya - başlarsınız. ben neredeyim falan da dersiniz hatta sonra. her şey etkilenmede başlıyor, bir şeyin çekim kuvvetinin içine girmekte. bu yüzden iç içe dediğini düşünüyorum Kafka'nın. konumuzla alakası yok ama, cogito ergo sum. tabi, alakası da olabilir, şöyle ki, düşünmeye başladığınızda kendinizi gözlemlersiniz tam anlamıyla, kendi fikirlerinize, benliğinize ya da kendinize ait ne varsa ona eğilirsiniz. bu da sizi bir yerlere götürür.
16 Mart 2014 Pazar
10 Mart 2014 Pazartesi
Dibi Tutmuş bi Hikaye.
- I -
Ve aslında düşündüğünüz gibi başlamıyordu her şey, bir monotonluk ya da bir rutinlik yoktu anlayacağınız. Böyle şeyler pek monoton olmaz, belki ondandır. Ne bir köşe başında çarpışma sonucu ufacık bir muhabbet ne de bir sahaf ya da kafede, herhangi bir konu üzerine herhangi bir şekilde bir giriş oluşmamıştı. Bir ara bulucu da yoktu, eski usul görücülük de. Çarşı pazar yerinde çantasını falan da taşımamıştı ya da otobüste yer de vermemişti. Garipti, farklıydı. En azından kendince. Anlatmaya "ve" ile başlayacak kadar asil ve bir o kadar da sıradışı.
Uygun bir zaman zarfı kadar önce, hani bu insanlar tanışmadan, birbirlerinden haberdar olmadan önce. İşte oradan başlamalıyım anlatmaya. Bugün böyle yapsam, güzel olacağını hissediyorum.
.
.
.
Ve aslında düşündüğünüz gibi başlamıyordu her şey, bir monotonluk ya da bir rutinlik yoktu anlayacağınız. Böyle şeyler pek monoton olmaz, belki ondandır. Ne bir köşe başında çarpışma sonucu ufacık bir muhabbet ne de bir sahaf ya da kafede, herhangi bir konu üzerine herhangi bir şekilde bir giriş oluşmamıştı. Bir ara bulucu da yoktu, eski usul görücülük de. Çarşı pazar yerinde çantasını falan da taşımamıştı ya da otobüste yer de vermemişti. Garipti, farklıydı. En azından kendince. Anlatmaya "ve" ile başlayacak kadar asil ve bir o kadar da sıradışı.
Uygun bir zaman zarfı kadar önce, hani bu insanlar tanışmadan, birbirlerinden haberdar olmadan önce. İşte oradan başlamalıyım anlatmaya. Bugün böyle yapsam, güzel olacağını hissediyorum.
.
.
.
25 Şubat 2014 Salı
ibrahim
ibrâhim
ibrâhim
içimdeki putlari devir
elindeki baltayla
kirilan putlarin yerine
yenilerini koyan kim
günes buzdan evimi yikti
koca buzlar düstü
putlarin boyunlari kirildi
ibrâhim
günesi evime sokan kim
asma bahçelerinde dolasan güzelleri
buhtunnasir put yapti
ben ki zamansiz bahçeleri kucakladim
güzeller bende kaldi
ibrâhim
gönlümü put sanip kiran kim
ibrâhim
içimdeki putlari devir
elindeki baltayla
kirilan putlarin yerine
yenilerini koyan kim
günes buzdan evimi yikti
koca buzlar düstü
putlarin boyunlari kirildi
ibrâhim
günesi evime sokan kim
asma bahçelerinde dolasan güzelleri
buhtunnasir put yapti
ben ki zamansiz bahçeleri kucakladim
güzeller bende kaldi
ibrâhim
gönlümü put sanip kiran kim
asef halet çelebi.
hayatımda gördüğüm en güzel şeylerden birisi. şiir sevmeyen adamı oturtup ezberlettirmiştir kendisini.
11 Şubat 2014 Salı
Burda Soluğu Aldım ( Rus'a Sığınmak)
Ben bir şey yaptım. Aslında yapmadım. Daha doğrusu yapamadım. Sonra da gidip Rus'a sığındım ( Dostoyevski diyim de, içiniz rahatlasın).
Az önce de gördüğünüz gibi ikilemde kaldım. Bu, benim oluşturduğum bir durum değil, bir gizlilikten kaynaklanıyor. Gizli olan bir şeyin tanıması, tanınması isteğinden geliyor hepsi.
Tanışmak. Tanı(mak) kökünden gelir. Kökü olan her şey yeşermeye mahkumdur. Mahkum, garip bir ifade amma bazan tam yerine oturuyor. Konumuzun mahkumla yakından/uzaktan bir alakası yok, bunu belirteyim. Mahkum'un ben olmasından kaynaklanıyor bu, sizden ya da başka bir şeyden değil.
Tanışmak. Tanış(mak). İşteşlik giriyor bu kez işin içine (işteş fiiller). Bildiğiniz üzre, karşılıklı yapılan şeyler anlamına gelir. Bir nesne, bir varlıkla alakalıdır, aslında ikişer tane. Sen bir şeyi tanıyorsan, bu işin sende kalan kısmıdır. Fakat sen birisiyle tanışıyorsan, bu işlev iki kişiliktir (aşk üç kişiliktir - aslında 6 - , ona başka bir zaman değiniriz). Tanışıyorsan ya da bunu istiyorsan, iki tarafın da bu konuda bilgili olması gerekir.
Yazı çok resmi oldu, kusura bakmayın. Eğer anlatmak istediğiniz şey bir kelime ise (duygusallığı tenzih ediyorum), bu şekilde olması gerekir, resmi. Ciddiyet ve aşırı derecede saçmalık da gerektirir, bir kaç dakikadır okumakta olduğunuz saçma yazı da bunun ispatıdır.
-- Spoiler (Kamu Spotu) --
Mahkumluk da işteş bir durumu ifade eder. Bir şey düşünüyorsanız ya zanlı olursunuz ya mahkum. Ötesi yoktur. Tanışmak gibi. Bu yüzden zanlı olduğunuzu gizlemediğiniz gibi kendinizi/kişiliğinizi gizlemeyin.
-- Spoiler (Kamu Spotu) --
Az önce de gördüğünüz gibi ikilemde kaldım. Bu, benim oluşturduğum bir durum değil, bir gizlilikten kaynaklanıyor. Gizli olan bir şeyin tanıması, tanınması isteğinden geliyor hepsi.
Tanışmak. Tanı(mak) kökünden gelir. Kökü olan her şey yeşermeye mahkumdur. Mahkum, garip bir ifade amma bazan tam yerine oturuyor. Konumuzun mahkumla yakından/uzaktan bir alakası yok, bunu belirteyim. Mahkum'un ben olmasından kaynaklanıyor bu, sizden ya da başka bir şeyden değil.
Tanışmak. Tanış(mak). İşteşlik giriyor bu kez işin içine (işteş fiiller). Bildiğiniz üzre, karşılıklı yapılan şeyler anlamına gelir. Bir nesne, bir varlıkla alakalıdır, aslında ikişer tane. Sen bir şeyi tanıyorsan, bu işin sende kalan kısmıdır. Fakat sen birisiyle tanışıyorsan, bu işlev iki kişiliktir (aşk üç kişiliktir - aslında 6 - , ona başka bir zaman değiniriz). Tanışıyorsan ya da bunu istiyorsan, iki tarafın da bu konuda bilgili olması gerekir.
Yazı çok resmi oldu, kusura bakmayın. Eğer anlatmak istediğiniz şey bir kelime ise (duygusallığı tenzih ediyorum), bu şekilde olması gerekir, resmi. Ciddiyet ve aşırı derecede saçmalık da gerektirir, bir kaç dakikadır okumakta olduğunuz saçma yazı da bunun ispatıdır.
-- Spoiler (Kamu Spotu) --
Mahkumluk da işteş bir durumu ifade eder. Bir şey düşünüyorsanız ya zanlı olursunuz ya mahkum. Ötesi yoktur. Tanışmak gibi. Bu yüzden zanlı olduğunuzu gizlemediğiniz gibi kendinizi/kişiliğinizi gizlemeyin.
-- Spoiler (Kamu Spotu) --
4 Şubat 2014 Salı
Takdir vs Tekdir
Havar dostlar havar, yetişin. Dur lan, bu böyle değildi. En azından
dostu burada değildi. Olsa olsa komşudur o. Sanırım. Temenni ediyorum.
Bilmek, lanetlenmektir der m.m. Havar diyecekseniz buradan
yakınacaksınız. Açık olacağım bu kez.
Nerede kalmıştık? Hah. Bilmek, lanetlenmek midir cidden? Hani
eskiye dönüşü yoktur ya bunun. Tamam, hücresel olarak 7 yılda bir
yenileniyorsun da mental olarak eskiyorsun aslında yenileniyorsun fakat
çürüyorsun da (bkz: benimle çürür müsün?). Bilmiyormuş gibi yapamazsın bile,
sana söyleyeyim, gülüşün bile asimetrik olur. Konumuz bu değil ama sorun da
değil. Eskiye olan özlem (açık olacağım için irdelemiyorum) , açığa çıkacak ama
fayda etmeyecek. 600 yılı yıkan da senin gibiydi, fayda etmedi amma, değil mi?
Bilmek, sahip olma kısmı, takdir edilmesi gerekir, tekdir
değil (bkz. Appledore). Tekdir edilmesi gereken şey senin yaptığındır (bkz. Kusur,
çirkin şey, kabahat). Açıklayayım;
Sevmek, utanılması gereken bir davranış değildir ( sakın
yanlış anlamayın Aziz okurum, sevmedim). Yanlış olan bir davranış da değildir. Bunu
tekdir etmemeli, hatta söyleyebileni takdir etmeli, ayrı mes’ele.
Söyleyememek, bu da değil. Önceki konudan gelir bu da. Hangimiz
anlatabilmiş ki sen anlatamadım diyorsun? Bu da değil sayın okurum. Evet.
Ters gidecek her şey ters gider ( Murphy değil, diğeri). Ben,
mütevazı anlatıcınız, hangi konu olursa olsun araştırılmamasına karşıyım. Çevrenin
dinlenilmesine, aslının öğrenilmemesine, hele ki bizzat şahıstan öğrenilebiliyorsa,
tam olarak karşındayım. Bir şeyi yargılayacaksanız, tavsiye vermek haddime
değil – aynen şu anda vaktinizi çalmak gibi- , öğrenin önce. Takdir edilin.
Utanmayın. Evet, utanmayın. Cahillik, bilmemek böyle bir şey
değildir. Bilmek, öğrenmek, aslında okumak, en önce gelmesi gerekir. Bu yazıyı
okumayın ama değmez!(.)
Son olarak, suizan değil hüsnü zan yapın. Tekdir değil,
takdir edin, edilin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)