uzun geceler güzeldir. aslında geceler uzadıkça güzeldir.
'Acı !' dedi. içine uzun bir 'aah' çektikten ve cigarasını üfledikten sonra. yaklaşık 20 yıl 4 ay ve 11 gün kadar önce. çiğ köftenin bu kadar yaygın olmadığı zamanlardı o zamanlar. o günü görenler ve hala yaşayanlar bilir. ki ölümsüzlük dediğimiz şey, immortality, kolay bir şey değildir. alın kısmı açılmış, kuru kafa olmaya ramak kala ensesine doğru yayılmış bir kaç tel saçı her sabah bu pis ve lanetli aynada görmek, ölümsüzlüğün ne kadar da zor bir şey olduğunu hatırlatır.
yaklaşık 20 yıl 4 ay ve 11 gün kadar önce, cigaranın daha zehirli ve acı ve zor bulunduğu o günlerde insanın canı acı'dan başka her şeyi istiyordu. çünkü sayın okur; acı, insana tahayyül edemeyeceği şeyleri yaptırır. aklınıza ilk gelen ölmek ve öldürmek gibi. kaçmak ve bırakıp gitmek gibi. belki aşık olmak gibi (bu sebep olabilir, emin değilim). yaşayana, bilene, bilmeyene, anlatana, anlatmayana, dilsize, sağır ve kalpsizlere bile. sanırım bu ve'saire'leri burada bitirmek gerek. daha yüce şeyler bulmak gittikçe zorlaşıyor.
- Acı. yüzüme öyle garip bakma. duman gözlerimi yakıyor bazen. sen gözlerini içime diktikçe duman deliniyor. sanki gözlerime zerk ediyorsun onu. bunu yapmayı nasıl öğrendin? dur dur. anlatma şimdi. saat 02.41 olmuş, seni anlayacağımı zannetmem. yaptığın tek şey cigaranı içine çekmek ve üflemek. zaten anlatmazsın da. bak işte, gördün mü? yine güldün. bu sana yakışıyor. kan ve dumandan ne kadar güzel gözüküyor göze. seni benim gözümden görmelerini isterdim. aslında bir çok şey isterdim. sen de ister miydin bunları?
kafasını kaldırdı. elektronik kelepçe ile göz göze geldi. (hızlı çekim yavaş gösterimde düşünün). gözlerini kırptı bir kez. bir fırt daha çekti cigarasından. kahve lekeli, rengi atmış grimsi gömlek. en üst düğme açık. yüzünün bir kısmını örten sakalı ve belirgin elmacık kemikleri. kanlı yeşil gözler. gözükmeyen saçlar. (berbat betimleme bitti.)
- isterdin di mi? ben de öyle düşünüyorum. anlatmayacağını da. hafta sonları yanıma gelmen güzel oluyor ama. tek başına insan bir şeyler yiyemiyor bile. sadece içebiliyor. ( çay, sigara, su, çorba gibi. bazen sınırlandırmak gerek.) sen gelince ben de kendime geliyorum. çenem kapanmıyor. bir de bağzı şeyleri artık öğrenmen gerek. ben sormadan anlatmalısın. ufaklık (torunu) nasıl?
Not. devam etmeyebilir. muhtemelen.
31 Temmuz 2014 Perşembe
27 Temmuz 2014 Pazar
düşüş vol. 3
merhabalar bayım. yine konuşalım istiyorum, eğer size rahatsızlık vermeyecek isem. daha çok anlaşabileceğimizi düşünüyorum içten içe. siz gittikçe, tek başıma kaldıkça düşünüyorum. burada sizden başka rahatsızlık verdiğim kimse yok. sırf rahatsızlık vermek için bile kimseyi seçemeyebiliyorsunuz. aslında pek bir şeyi seçebildiğimiz de söylenemez. bu daha uzun bir konu ama, nasılsınız?
insan sormayı unutabiliyor bazen, genelde unutuyor çoğu şeyi. bu da onlardan biri sanırım. bir adam tanıdım, yolun yarısına kadar kuru bir kafaya ulaşmıştı. saçını, altındakileri ve üstündekileri çok cömertçe harcayan bir adamdı bu. 15 yılını bir kadın uğruna geçirdi. onu sevmeye çabaladı ve sanırım bunu başardı da. ve sonra neyi başardığını unuttu. gülmeyin bayım, haklısınız aslında dudak kenarlarını kaldıracak bir durum bu. hedefe varmak bayım, sonuca götürür ve bu da sizi mutsuz eder. yani aradığımız şey sonuç değil, sonuca götüren yoldur. ve pardon bayım, bu kez cidden sıkıcı oldum.
günün bu vaktini, özellikle en verimli geçebilecek bu zamanı bana ayırdığınız için pişman etmiyorum umarım sizi. bu zaman kavramı garip. verimlilikle ya da sorumsuzlukla ya da umutlarla özleşebiliyor. umumi bir şeyin özel olması mümkün müdür bayım? yani vaktimi çalıyorsun dediklerinde, ki o vakti kendi ellerine sayıp verseniz bile 'verimli' kullanamazlar o ayrı, aslında onun da bu şeyi yaptığını ve durumların eşit olduğunu fark ediyor mudur? ya da sorumu şöyle sorayım, kendine ve herkese ait bir şeyi sahiplenebilir ya da onu çalabilir misin? gülümsediğinizi görür gibiyim bayım. evet, haklısınız soru biraz saçma oldu. bana vaktimi çalamazsınız gibi geliyor bu yüzden. ve sizinkini de araklamadığımı ya da gasp etmediğimi biliyor gibiyim. evet evet, biliyorum. siz de biliyorsunuz artık.
nerde kalmıştık? ah evet, hatırladım şimdi. yaşlılık bayım, kötü bir şey. imkanınız varken bunu önleyin. önlenebilir bir şey olduğunu duymuştum geçenlerde. siz şemsiyeyi baston niyetine kullanmadığınız sürece, yaşlılık sizin kapınızı çalmaz. ama onu da yanınızdan ayırmayın. eskilerin bile eski tadı olmadığından bahsediyorduk. eskiyen şeyler değer kazanır derler; dostluk, şarap, saat, plak, aşk, kitap, insan ... şarap ve aşk'ın aynı yerde olduğu bazı yerler vardır. dostluk ve saat gibi. bazı şeyleri ayırmak zordur bayım, bilirsiniz. ayrılmak da zordur, köprüye gelemesek de. dün, sizden ayrıldıktan sonra gördüğüm en uzun hikayeyi okudum bir kağıt parçasında. bu yüzden bugünkü sıkıcı ve ruhsuz oluşum. bunu telafi edelim bayım, sizi rahatsız edememek, inanın çoğu insanın sahip olamayacağı şeylerden. ve ben bunu mümkün olduğunca istiyorum, siz de öyle mi?
teşekkürler bayım. bu uzun ve sıkıcı muhabbete katlandığınız için. yarın köprü tarafında görüşelim. tersine akmalı bazen bağzı şeyler.
insan sormayı unutabiliyor bazen, genelde unutuyor çoğu şeyi. bu da onlardan biri sanırım. bir adam tanıdım, yolun yarısına kadar kuru bir kafaya ulaşmıştı. saçını, altındakileri ve üstündekileri çok cömertçe harcayan bir adamdı bu. 15 yılını bir kadın uğruna geçirdi. onu sevmeye çabaladı ve sanırım bunu başardı da. ve sonra neyi başardığını unuttu. gülmeyin bayım, haklısınız aslında dudak kenarlarını kaldıracak bir durum bu. hedefe varmak bayım, sonuca götürür ve bu da sizi mutsuz eder. yani aradığımız şey sonuç değil, sonuca götüren yoldur. ve pardon bayım, bu kez cidden sıkıcı oldum.
günün bu vaktini, özellikle en verimli geçebilecek bu zamanı bana ayırdığınız için pişman etmiyorum umarım sizi. bu zaman kavramı garip. verimlilikle ya da sorumsuzlukla ya da umutlarla özleşebiliyor. umumi bir şeyin özel olması mümkün müdür bayım? yani vaktimi çalıyorsun dediklerinde, ki o vakti kendi ellerine sayıp verseniz bile 'verimli' kullanamazlar o ayrı, aslında onun da bu şeyi yaptığını ve durumların eşit olduğunu fark ediyor mudur? ya da sorumu şöyle sorayım, kendine ve herkese ait bir şeyi sahiplenebilir ya da onu çalabilir misin? gülümsediğinizi görür gibiyim bayım. evet, haklısınız soru biraz saçma oldu. bana vaktimi çalamazsınız gibi geliyor bu yüzden. ve sizinkini de araklamadığımı ya da gasp etmediğimi biliyor gibiyim. evet evet, biliyorum. siz de biliyorsunuz artık.
nerde kalmıştık? ah evet, hatırladım şimdi. yaşlılık bayım, kötü bir şey. imkanınız varken bunu önleyin. önlenebilir bir şey olduğunu duymuştum geçenlerde. siz şemsiyeyi baston niyetine kullanmadığınız sürece, yaşlılık sizin kapınızı çalmaz. ama onu da yanınızdan ayırmayın. eskilerin bile eski tadı olmadığından bahsediyorduk. eskiyen şeyler değer kazanır derler; dostluk, şarap, saat, plak, aşk, kitap, insan ... şarap ve aşk'ın aynı yerde olduğu bazı yerler vardır. dostluk ve saat gibi. bazı şeyleri ayırmak zordur bayım, bilirsiniz. ayrılmak da zordur, köprüye gelemesek de. dün, sizden ayrıldıktan sonra gördüğüm en uzun hikayeyi okudum bir kağıt parçasında. bu yüzden bugünkü sıkıcı ve ruhsuz oluşum. bunu telafi edelim bayım, sizi rahatsız edememek, inanın çoğu insanın sahip olamayacağı şeylerden. ve ben bunu mümkün olduğunca istiyorum, siz de öyle mi?
teşekkürler bayım. bu uzun ve sıkıcı muhabbete katlandığınız için. yarın köprü tarafında görüşelim. tersine akmalı bazen bağzı şeyler.
O cümle şu idi;
Satılık; bebek ayakkabısı; hiç giyilmemiş.
Hemingway.
26 Temmuz 2014 Cumartesi
mim: kitap
uzuuuun mim listesinde beni de araya sıkıştırmayı unutmayan Dördüncü Tekil Şahıs'a teşekkür ederim. biraz geciktiğim için de özrü bir borç birilirim.
Ne sıklıkla kitap okursunuz?
- okul zamanında elimden düşürmemeye çalışıyordum kitabı, vakit boşa gitmesin diye. tatil olunca bir rehavet çöktü sanki, duraksadım. mümkün olduğunca okurum diyim de, boşladığımı anlamasınlar. :)) gerçi, yazarın hakkını vererek ne kadar 'oku'yabiliyoruz, orası ayrı.
En sevdiğiniz yazarlar?
- Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, L.N. Tolstoy, Emrah Serbes, Murat Menteş, Alper Canıgüz, F. Kafka, A. Camus, Sabahattin Ali, Necip Fazıl, Sartre ... sanki biri yazmayınca alınacak gibi duruyor. başlıcaları bunlar gibi ama.
En beğendiğin kitaplar?
- Suç ve Ceza
- Gözyaşı Entelektüel Bir Şeydir
- Düşüş
- Metamorfoz
- Herhangi bir Emrah Serbes kitabı. ayıramadım birbirlerinden.
- Ve tabii Murat Menteş'in kitapları da öyle.
- Bir başına
- Bülbülü Öldürmek
- Oğullar ve Rencide Ruhlar
- Cehennem Çiçeği
- Kürk Mantolu Madonna
- Karamazov Kardeşler, Anna Karenina , Savaş ve Barış, Yeraltından Notlar...
Yerli/Yabancı hangi yazarların kitaplarını tercih edersin?
- Üstteki cevapta biraz belli oluyor sanırım bu.
Bugüne kadar en beğendiğin kitap serisi?
- Ramses serisi, Christian Jacq
- Jane Rizzoli ve Maura Isles, Tess Gerritsen kitapları. Cerrah ile başlamıştım bu seriye. sonra gerisi geliyor zaten.
- Alper Canıgüz'ün Alper Kamu'nun dedektiflik maceraları. şu bizim ufaklık var ya, hah işte o.
Daha çok hangi tarz okumaktan hoşlanırsın?
- Zor soru. Ayırmak zor. Felsefi, psikolojik, realizm, gerilim... klasik kitaplar öncelikli, diğerleri pozitif ayrımcılık sonrası oluşmuş.
En son hangi kitabı okudun?
- Cehennem Çiçeği - Alper Canıgüz
Şu anda hangi kitabı okuyorsun?
- deliduman - Emrah Serbes
Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsun? Yeterli mi?
- takip ettiğim bir kaç tane var. işini güzel yapanlar. benim için yeterli ama sizin yeterlilik anlayışınız neleri kapsıyor, ona göre değişir bu soru ve cevap. :)
Kitap okumak sizin için ne ifade ediyor?
- bu sorunun altından kalkamayacağımı düşünüyorum. bi dostumun da dediği gibi, başladığında bırakamazsın. (eğer okuyorsa selam olsun). bırakılamayan şeyleri ifade ediyor.
Dördüncü Tekil Şahıs bir çok kişiyi mimlediğinden, bize isim kalmadı :))
yapmak isteyen çekinmeden alabilir, üzerine alınabilir bu soruları. biz de okuruz.
buralara yeni katılan iki arkadaş var, onlara göndereyim ben bu mimi. Gri Çerçeve blog'unun sahibeleri. bir süredir yazıyorlar ama blog'u daha yeni açtılar. Buradan da diyeyim bir kez daha, hayırlı olsun.
bir de adettendir, bizim blog'un sakinlerine gelsin :))
Ne sıklıkla kitap okursunuz?
- okul zamanında elimden düşürmemeye çalışıyordum kitabı, vakit boşa gitmesin diye. tatil olunca bir rehavet çöktü sanki, duraksadım. mümkün olduğunca okurum diyim de, boşladığımı anlamasınlar. :)) gerçi, yazarın hakkını vererek ne kadar 'oku'yabiliyoruz, orası ayrı.
En sevdiğiniz yazarlar?
- Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, L.N. Tolstoy, Emrah Serbes, Murat Menteş, Alper Canıgüz, F. Kafka, A. Camus, Sabahattin Ali, Necip Fazıl, Sartre ... sanki biri yazmayınca alınacak gibi duruyor. başlıcaları bunlar gibi ama.
En beğendiğin kitaplar?
- Suç ve Ceza
- Gözyaşı Entelektüel Bir Şeydir
- Düşüş
- Metamorfoz
- Herhangi bir Emrah Serbes kitabı. ayıramadım birbirlerinden.
- Ve tabii Murat Menteş'in kitapları da öyle.
- Bir başına
- Bülbülü Öldürmek
- Oğullar ve Rencide Ruhlar
- Cehennem Çiçeği
- Kürk Mantolu Madonna
- Karamazov Kardeşler, Anna Karenina , Savaş ve Barış, Yeraltından Notlar...
Yerli/Yabancı hangi yazarların kitaplarını tercih edersin?
- Üstteki cevapta biraz belli oluyor sanırım bu.
Bugüne kadar en beğendiğin kitap serisi?
- Ramses serisi, Christian Jacq
- Jane Rizzoli ve Maura Isles, Tess Gerritsen kitapları. Cerrah ile başlamıştım bu seriye. sonra gerisi geliyor zaten.
- Alper Canıgüz'ün Alper Kamu'nun dedektiflik maceraları. şu bizim ufaklık var ya, hah işte o.
Daha çok hangi tarz okumaktan hoşlanırsın?
- Zor soru. Ayırmak zor. Felsefi, psikolojik, realizm, gerilim... klasik kitaplar öncelikli, diğerleri pozitif ayrımcılık sonrası oluşmuş.
En son hangi kitabı okudun?
- Cehennem Çiçeği - Alper Canıgüz
Şu anda hangi kitabı okuyorsun?
- deliduman - Emrah Serbes
Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsun? Yeterli mi?
- takip ettiğim bir kaç tane var. işini güzel yapanlar. benim için yeterli ama sizin yeterlilik anlayışınız neleri kapsıyor, ona göre değişir bu soru ve cevap. :)
Kitap okumak sizin için ne ifade ediyor?
- bu sorunun altından kalkamayacağımı düşünüyorum. bi dostumun da dediği gibi, başladığında bırakamazsın. (eğer okuyorsa selam olsun). bırakılamayan şeyleri ifade ediyor.
Dördüncü Tekil Şahıs bir çok kişiyi mimlediğinden, bize isim kalmadı :))
yapmak isteyen çekinmeden alabilir, üzerine alınabilir bu soruları. biz de okuruz.
buralara yeni katılan iki arkadaş var, onlara göndereyim ben bu mimi. Gri Çerçeve blog'unun sahibeleri. bir süredir yazıyorlar ama blog'u daha yeni açtılar. Buradan da diyeyim bir kez daha, hayırlı olsun.
bir de adettendir, bizim blog'un sakinlerine gelsin :))
25 Temmuz 2014 Cuma
Mim-i Plaza
Sevgili dostumuz Dördüncü Tekil Şahıs'ın
başlatmış olduğu mimi bana aktaran cancağızım Bilal Aydın'a buradan
selamlarımı yolluyorum. Mime başlıyorum efendim:
-Hayatının en acı olayı ne? Ölüm dışında sana ders
veren bir şey yaşadın mı hiç?
+Ders deyince tabii akla hemen kötü anılar, olumsuzluklar
geliyor ömür yolunda karşımıza çıkan. Ama ben burada pişmanlıklarımızdan,
keşkelerimizden, mutsuz zamanlarımızdan bahsetmek yerine güzelliklerden
bahsetmeyi yeğlerim. Ölümün haricinde hayatta aldığım birçok ders olmuştur.
Bunlardan en önemlilerinden biri; 'zamana takıntılı bir şahsiyet' olarak onu
dolu dolu yaşamayı tam olarak öğrendiğim andır. Tam bir epifani anı.
-Yurt
dışında görmek istediğin bir yer var mı?
+Elbette. Piramitlere gitmeyi küçüklüğümden beri
istemişimdir. Sanırım gizem beni her zaman için etkiliyor.
-Hayatının kitabı ne?
+Tek bir kitap ismi söylemem pek doğru değil ama Marcel
Proust-Kayıp zamanın izinde son zamanlardaki en çok beğendiğim kitap
diyebilirim.
-Koleksiyonun var mı? Varsa ne?
+Profesyonel anlamda olmasa da etraftan topladığım
National Geographic 1969-71-85 serileri var elimde. Pek önemsenecek bir
koleksiyon değil. Elli yıl sonra belki. :)
-Hangi enstrüman olmak isterdin?
+Erhu. Uzak doğuluların müziğini pek severim. Huzur dolu.
17 Temmuz 2014 Perşembe
vol. 2
Merhabalar bayım tekrar. Bekletmedim sizi değil mi? Siz de mi yeni geldiniz. Bu güzel haber işte. Bekletmeyi sevmem, insanların işlerini benim için bırakıp, benden önce gelmelerine alışamadım. Alışılacak bir şey gibi de değil. Beklenti, insanı yoruyor bayım, siz de farkındasınız bunun. Basitçe örnekleyecek olursak, şapkayı düşürmemenizi söylemiştim size. Ve siz, benim bunu beklediğim için bunu kendinize yüklediniz değil mi? Evet di mi. Bunun gibi işte. Ayrıca, şapkanızı beğendiğimi tekrar söylemeden edemeyeceğim. Sizi şapkanızdan tanıyorum artık. Buralarda bir yerde ( kafasının bir kısmını gösteriyor sağ elinin işaret parmağıyla) şapkalı adam olarak yer edindiniz. Ve bunun dünkü köprüye kadar olan sohbetle yakından alakası var. Yavaş yürüyecektik, ne iyi oldu hatırlattığınız. Yoksa ben aldım hızımı gidiyordum.
Ne diyorduk bayım? Beklenti mi? Ah, evet. Siz de bir beklenti için buradasınız mesela. Ya da az önceki girişten dolayı öyle bir etki oldu. Mühim değil, bu olağan bir şey. İki bordorline hastasına aynı gün maruz kalan doktorun, iki hastanın birbirini tamamladığını, evde menemenin soğanını kesmeden önce çıkardığı zarında fark ettiği gibi olağan ve menemeni yerken anlaması kadar doğal bir durum bu. Ve göz doktoruna giden astigmatlı bir hastanın aslında göz kuruluğu çekmesi ve gözlükle kendisini bağdaştıramaması kadar da bilinen bir şey. Bunu nerden mi çıkardım? Az önce solumuzdan geçen bayanın mavi gözlerini ovuşturmasından çıkardım. Ve bu, o Baron'un çıkarımları kadar gelecek vaat eden bir çıkarım olmadı. Sizin de mi gözlüğünüz vardı? Çerçevesinin değişimi için bıraktınız ve alamadınız daha. Anladım sizin bugünkü gerginliğinizin nedenini. Yani sağ elinizdeki şemsiyenin her adımınızda yere öyle sert vurmasını es geçemezdim öyle değil mi? Ne çok soru sordum size bugün. Bağışlayın.
Bütün renkler gözlüklerle alakalı, ve çerçeveleriyle. Ben sizi anlayacak durumda değilim maalesef. Gözlüğümü değiştirmek için beklememiştim bu kadar. Sanırım bu saçma olurdu bir bakıma, benim için. Anladınız sanırım, sevindim buna. Sizin, daha doğrusu aynı ofiste çalıştığınız ve amaçları sadece para kazanmak olan o insanların sıradışı ya da saçma bulduğu şeylerden biri, gülleri koparmayıp hediye edeceği kişi için saksı ve dikenleriyle beraber büyütülmesi, gülün de koparmadan götürülmesi olunca, hatta bazen gün batımında seyri için çağrılması da eklenince buna, saçma geliyor size. Ya da bu cünlenin herhangi bir ögesinden kaynaklanan br basıklık var, emin değilim. Sonuçta her kasım ayının her perşembesi yeni şeyler olmasını bekliyor insan. Ve buna her şubat ayının salı günleri ve temmuz pazarları da ekleniyor.
Köprüye kadar gelemedik bugün bayım, sizi gözlüğünüzü alacağınız yerde bırakmak istedim. Siz gergin olunca ben de etkileniyorum bundan, olur olmadık şeyler açıyor çenemi. Gözlüklü, şapkalı ve sakin bir şemsiyeli bir günde tekrar buluşmak dileğiyle o zaman. Ve bayım, bu listeye aralık ayının her kar gününü de ekleyin. Çünkü beyaz, şapkanızı ve sizi ferahlatır.
Not: şapka ve vol.1 için buraya tık.
Not 2: eğer devamını okumak isterseniz, buraya tık.
Ne diyorduk bayım? Beklenti mi? Ah, evet. Siz de bir beklenti için buradasınız mesela. Ya da az önceki girişten dolayı öyle bir etki oldu. Mühim değil, bu olağan bir şey. İki bordorline hastasına aynı gün maruz kalan doktorun, iki hastanın birbirini tamamladığını, evde menemenin soğanını kesmeden önce çıkardığı zarında fark ettiği gibi olağan ve menemeni yerken anlaması kadar doğal bir durum bu. Ve göz doktoruna giden astigmatlı bir hastanın aslında göz kuruluğu çekmesi ve gözlükle kendisini bağdaştıramaması kadar da bilinen bir şey. Bunu nerden mi çıkardım? Az önce solumuzdan geçen bayanın mavi gözlerini ovuşturmasından çıkardım. Ve bu, o Baron'un çıkarımları kadar gelecek vaat eden bir çıkarım olmadı. Sizin de mi gözlüğünüz vardı? Çerçevesinin değişimi için bıraktınız ve alamadınız daha. Anladım sizin bugünkü gerginliğinizin nedenini. Yani sağ elinizdeki şemsiyenin her adımınızda yere öyle sert vurmasını es geçemezdim öyle değil mi? Ne çok soru sordum size bugün. Bağışlayın.
Bütün renkler gözlüklerle alakalı, ve çerçeveleriyle. Ben sizi anlayacak durumda değilim maalesef. Gözlüğümü değiştirmek için beklememiştim bu kadar. Sanırım bu saçma olurdu bir bakıma, benim için. Anladınız sanırım, sevindim buna. Sizin, daha doğrusu aynı ofiste çalıştığınız ve amaçları sadece para kazanmak olan o insanların sıradışı ya da saçma bulduğu şeylerden biri, gülleri koparmayıp hediye edeceği kişi için saksı ve dikenleriyle beraber büyütülmesi, gülün de koparmadan götürülmesi olunca, hatta bazen gün batımında seyri için çağrılması da eklenince buna, saçma geliyor size. Ya da bu cünlenin herhangi bir ögesinden kaynaklanan br basıklık var, emin değilim. Sonuçta her kasım ayının her perşembesi yeni şeyler olmasını bekliyor insan. Ve buna her şubat ayının salı günleri ve temmuz pazarları da ekleniyor.
Köprüye kadar gelemedik bugün bayım, sizi gözlüğünüzü alacağınız yerde bırakmak istedim. Siz gergin olunca ben de etkileniyorum bundan, olur olmadık şeyler açıyor çenemi. Gözlüklü, şapkalı ve sakin bir şemsiyeli bir günde tekrar buluşmak dileğiyle o zaman. Ve bayım, bu listeye aralık ayının her kar gününü de ekleyin. Çünkü beyaz, şapkanızı ve sizi ferahlatır.
Not: şapka ve vol.1 için buraya tık.
Not 2: eğer devamını okumak isterseniz, buraya tık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
