İnsanlara ya da siz artık nasıl hitap ediyorsanız onlara (tuzsuz aşı da katmak yanlış olmaz buna), onlara verilen değer ya da önemin yanlışlığı üzerine;
Büyük yanlış.
27 Aralık 2013 Cuma
23 Aralık 2013 Pazartesi
tesadüf mü yoksa tevafuk mu?
ben, sokakta yürürken sigaran için ateş isteyebileceğin herhangi bir adam olabilirim ama, sigara senin için önemli olmasa da, ateş; bazıları için çok şey ifade eder. dikkat et kimden ne istediğine.
21 Aralık 2013 Cumartesi
olmaz bir iş imiş.
Ben adam olmam. madam da, yapmayın şöyle espriler hemen. neyse, az önce çok değişik bir şey öğrendim. bunun aşk ya da bahsedildiği üzere sevgi ile falan alakası yok. bu, yedirememek. ilk kez gelmiyor başıma ama yine aynı mallığı yapıyordum ki, dedim ya önceden de, döndüm. ağlasam geçer mi bu? geçmez. geniş zamanlı kullanma diyeceğim de geniş zamanlı oluyor değil mi bu iş? saçmalamayın, ben acı çekmiyorum sadece yediremedim kendime hepsi bu.
neden yediremedim çünkü karnım o kadar süredir açtı ki bu yemeğe, elinde salatalık olana hemen tuz ile koştum gittim.
şimdi diyeceksin ki bu aslında senin çektiğin yedirememek, şu, bu falan değil diye ama yanılıyorsun. neden? çünkü gerçekten kendime nasıl kapılayazdığımı anlatamıyorum. kimse yok buralarda, ondan. O'nunla alakası yok, onun için anlamında. için de değil hani onunla alakası yok yani. bak yine o dedim. kurtulamıyorum, her yerde.
kendine gel lan kendine. katren kimsenin umurunda olmaz. ne umuru, sikinde bile olmaz.
az önce, dedim ya, çok değişik bir şey öğrendim. ben öğrendim. öğrenmeyi her şeyden üstün tutan ben, lanet ettim okumayı öğrendiğim güne. bu, ilk olmuyor. dedim ya bir kere daha başıma gelmişti diye. öğrenememişim demek ki. sanki siz olsanız öğreneceksiniz.
şimdi sanıyorsunuz ki bu adamın işi gücü acı çekmek. alakası yok. sanıyorsunuz ki, işi gücü birini sevmek. bak bu olabilir, böyle oturup bir güzel sevmek güzel olabilirdi ama hayır, benim işlerim var. para kazanmam lazım. niye? bir kaç halt kaldığı yemediğim onlar için. bak yine o dedim, hey Allah'ım.
kimin ahını aldım ki ben? kime kim ettin de giydin alları?
madem ayrılmakmış senin muradın, niye beni ateşine yandırdın?
olm içim yanıyor lan, niye siz de bilmiyorsunuz? böyle elime megafon alıp herkese duyurmak istiyorum. çıkarıp ortaya koyup bu koru, alayınıza bakın amk diyesim geliyor.
benden size tavsiye. kendi gelse de, gözünüz tutmazsa yani sizden önce biri varsa eğer ve yeni bitmişse falan sakın yanaşmayın. ikincisi, hiç yanaşmayın. üçüncüsü, hiçbir şekilde yanaşmayın. dördüncüsü, süslü püslü, boyalı, kokulu olanlara ise sakın yaklaşmayın. kadın lan bu? yaklaşılır mı öyle guard indirilip de? sallayın çoğu kadının aşk muhabbettini. bak çoğu diyorum. çünkü ben köşe başında yalnız başına içen bir kadın görmedim. sokaklarda içip içip uyuyan bir kadın görmedim. bağıra çağıra yangınını söndürmeye çalışan bir kadın görmedim. diyecekler ki, toplum baskısı; hayır, bunlar zaten akıl ile yapılan şeyler değil ki toplum baskısı sizi etkilesin.
sanıyor musunuz ki güzel bir hayat sizi bekliyor? beklemiyor emin olun. sizi berbat bir hayat bekliyor. çok para kazanın, o zaman belki bir nebze hayatınız güzel olur. güzel olursa da bilin ki, ya siz saklıyorsunuzdur ya da eşiniz bir şeyler saklıyordur sizden. evet, evet emin ol bir başkası vardır.
ölüm var ulan ölüm. bok mu var sanıyorsunuz?
ne desem boş. yapmayın desem, ki zaten ben yapmam diyorsunuzdur, yapacaksınız ilk gelenle. ilk gelenin yüzüne bile bakmadan direkt olarak dökeceksiniz eteğinizdeki taşları. taşlar ile serdiklerinizi ezip elinize geri verince göreceksiniz hanya'yı konya'yı.
gecedenemeleri, gece şiirleri ile yazılıyormuş. buradan dinleyin o zaman.
neden yediremedim çünkü karnım o kadar süredir açtı ki bu yemeğe, elinde salatalık olana hemen tuz ile koştum gittim.
şimdi diyeceksin ki bu aslında senin çektiğin yedirememek, şu, bu falan değil diye ama yanılıyorsun. neden? çünkü gerçekten kendime nasıl kapılayazdığımı anlatamıyorum. kimse yok buralarda, ondan. O'nunla alakası yok, onun için anlamında. için de değil hani onunla alakası yok yani. bak yine o dedim. kurtulamıyorum, her yerde.
kendine gel lan kendine. katren kimsenin umurunda olmaz. ne umuru, sikinde bile olmaz.
az önce, dedim ya, çok değişik bir şey öğrendim. ben öğrendim. öğrenmeyi her şeyden üstün tutan ben, lanet ettim okumayı öğrendiğim güne. bu, ilk olmuyor. dedim ya bir kere daha başıma gelmişti diye. öğrenememişim demek ki. sanki siz olsanız öğreneceksiniz.
şimdi sanıyorsunuz ki bu adamın işi gücü acı çekmek. alakası yok. sanıyorsunuz ki, işi gücü birini sevmek. bak bu olabilir, böyle oturup bir güzel sevmek güzel olabilirdi ama hayır, benim işlerim var. para kazanmam lazım. niye? bir kaç halt kaldığı yemediğim onlar için. bak yine o dedim, hey Allah'ım.
kimin ahını aldım ki ben? kime kim ettin de giydin alları?
madem ayrılmakmış senin muradın, niye beni ateşine yandırdın?
olm içim yanıyor lan, niye siz de bilmiyorsunuz? böyle elime megafon alıp herkese duyurmak istiyorum. çıkarıp ortaya koyup bu koru, alayınıza bakın amk diyesim geliyor.
benden size tavsiye. kendi gelse de, gözünüz tutmazsa yani sizden önce biri varsa eğer ve yeni bitmişse falan sakın yanaşmayın. ikincisi, hiç yanaşmayın. üçüncüsü, hiçbir şekilde yanaşmayın. dördüncüsü, süslü püslü, boyalı, kokulu olanlara ise sakın yaklaşmayın. kadın lan bu? yaklaşılır mı öyle guard indirilip de? sallayın çoğu kadının aşk muhabbettini. bak çoğu diyorum. çünkü ben köşe başında yalnız başına içen bir kadın görmedim. sokaklarda içip içip uyuyan bir kadın görmedim. bağıra çağıra yangınını söndürmeye çalışan bir kadın görmedim. diyecekler ki, toplum baskısı; hayır, bunlar zaten akıl ile yapılan şeyler değil ki toplum baskısı sizi etkilesin.
sanıyor musunuz ki güzel bir hayat sizi bekliyor? beklemiyor emin olun. sizi berbat bir hayat bekliyor. çok para kazanın, o zaman belki bir nebze hayatınız güzel olur. güzel olursa da bilin ki, ya siz saklıyorsunuzdur ya da eşiniz bir şeyler saklıyordur sizden. evet, evet emin ol bir başkası vardır.
ölüm var ulan ölüm. bok mu var sanıyorsunuz?
ne desem boş. yapmayın desem, ki zaten ben yapmam diyorsunuzdur, yapacaksınız ilk gelenle. ilk gelenin yüzüne bile bakmadan direkt olarak dökeceksiniz eteğinizdeki taşları. taşlar ile serdiklerinizi ezip elinize geri verince göreceksiniz hanya'yı konya'yı.
gecedenemeleri, gece şiirleri ile yazılıyormuş. buradan dinleyin o zaman.
20 Aralık 2013 Cuma
az değerli, bir sigara içimlik an.
Bir hatanın ucundan döndüm. niye döndüm onu da bilmiyorum. kim döndürdü onu da. ama ben döndüm onu biliyorum. az daha bir kadına aşık oluyordum. aşk demeyelim de buna sanki az daha hayatımı altüst ediyordum. bir insan kendi hayatını altüst edebilir mi? eder. hem de kendi bile anlamaz ederken. ettikten sonra anlar.
niye yaparlar bunu? durup dururken siz, bir anda çıkıp gelirler ve giderler. komik bu. acı. tatsız. kör ediyor. koku alamıyor ve gülemiyorsunuz. çok acayip.
ülke ne halde benim umurumda bile değil. hava soğuk üşüyorum. sigara içmeyi geçtim, okumak bile gelmiyor içimden, sen düşün halimi.
böyle, karnınızın orta yerine bir öküz oturur hani. alırken değil de verirken çok acıtır içinizi. öyledir zaten, gelirken çok güzeldir de giderken çok yakar insanı. bu insanı, yakar. bu, insanı yakar. insanı değil, koysam ortaya ne kadar fakir(!) varsa sebeplenir, ısınır.
kocaman değildir böyle ufacıktır ama koca dağlara '' eğil! '' desem, kapandırsam minnacık ayaklarına, yine bir şey yaptım diyemem.
yan değil normal bakanı bile öldürsem yine de yüreğim soğumaz.
vurup kırsam mı acaba? önce dokunmak gerekir değil mi? değil. dokunmayı geçtim, önce bir bakabilsem.
fazla aşk da aşık usandırır. yürek soğumaz olur.
siz bir ihtimali hiç dikkate almıyorsunuz. kadın sevmeyebilir bir şeyi. sizi de. kadın bu belli mi olur?
siz bir ihtimali hiç dikkate almıyorsunuz. kadın sevmeyebilir bir şeyi. sizi de. kadın bu belli mi olur?
17 Aralık 2013 Salı
Boş Yazı
Baktı. Öylece baktı. Devam da ediyordu buna haliyle. Gariplik
yoktu bunda.
Kıvırcıktı. Seviyordu. Ben de öyle. Uzundu, saçları. Eylül gibi
yüzü vardı. Sıradandı. Bir farklılık yoktu (size/bize göre tabii). Elini kızıl
bardağa dolamış, sisli biçimde düşünüyordu. Sandalyenin ucuna gelmişti, sanki
yetişmeye çalıştığı idealleri vardı, anında bırakıp gidebilecekti kendisini
oracıkta, öylece. Mevsim bile durmuş, onu izliyordu, yani ona öyle geliyordu. Gözlerine
bakmak istedi, şimdiye kadar inmemişti derinlerine, sıradandı bu farklılık. Aşağıya
doğru süzülmeye meyilli damlacıklar,
sisi açıklıyordu.
Sandalyenin ucunda oturuyordu, geride bıraktıklarından
kaçıyormuşçasına. Elleri de öyle bir sarmıştı ki kızıllığı, tutunacak şeyi
oluşturuyordu tek başına. Karşı taraftaki yapraklara bakıyor diye düşündü önce,
aklına gökyüzü gelmeden önce. Aslında bakmadığını da sonradan anlayacaktı,
konumuzla alakası olmasa da.
Sandalyenin ucunda oturuyordu, kızıllığı ısıtmaya çalışarak,
ya da ellerini. Her ne ise işte. Soğuk kalmıştı, buz tutmuştu bir kısmı, sanki.
İşlemeyen bağzı şeyler varmışçasına sıkıyordu kızıllığı. O baskıyla kaynıyordu
muhtemelen çay, kızıllık, içten içe. Çevresindekilere gösteremediği, gör(e)mediklerini
anlatma çabasından geliyordu bu. Bizim tabirimizle fırtınalar kopuyordu
içeride. Bunu da bir bardak anlatabilirdi sadece.
Sandalyenin ucuna oturuyordu, belliydi tedirginliği. Tekerlekleri
vardı, sandalyeden bahsediyorum. Çantadan ya da başka kolaylaştırıcıdan değil. Tedirginliği
artmaya başlamıştı, eliyle destek alıp yaslanmaya çalışıyordu sandalyeye. Sıkılmış
da olabilir, bilmiyorum. Kızıllığı bıraktı, ses çıkarmaktan korkmuş gibiydi. Elini
uzattı ileriye doğru. Yoldaşı, yandaşı, gözleri hatta, karşıladı bunu. Gecenin tenhalığından
değil, yalnızlıktan da değil, ondan da korktuğu yoktu. Gözleri yalnızlıktan
başka bir şey gör(e)meyen insan, bundan ne kadar korkabilirdi? Ve evet. Görülmemekten
korkuyordu, başka bir şeyden değil.
Baktı. Öylece baktı. Devam da ediyordu buna haliyle. Gariplik
yoktu bunda. Olacaktı ama. Göremeyenin yalnızlığı(!), görebileni etkilemişti.
Gidiyordu kıvırcık.
Cigarasını çıkardı, kibritiyle alevlendirdi. Kızıllık istedi
bir tane, sıcakken derine işler çünkü, bilirsiniz.
Öyle işte. Boş. Boşluk. Karanlık. Bu kadar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)